05 Eyl 2014
Eylül 5, 2014

Borca Batık Olma Durumu

0 Yorum

Türk Ticaret Kanunu’nun “Sermayenin kaybı, borca batık olma durumu” başlıklı 376. maddesi ve şirketin iflası hakkında değerlendirme.

Türk Ticaret Kanununun 376. maddesi ile şirket yönetim kuruluna şirketin sermayesinin kaybedilmesi veya şirketin borca batık durumunda olması halinde bir takım görev ve yükümlülükler verilmiştir. Yönetim Kuruluna verilen bu yükümlülükler ve bu durumlarda söz konusu olacak hukuki sonuçlar üç ana başlıkta toplanabilir.

1. Eğer şirketin son yıllık bilançosuna göre, şirketin sermayesi ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar nedeni ile karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, yönetim kurulu şirket genel kurulunu bu konuyu görüşmek üzere hemen toplantıya çağırmalıdır. Bu durumda yani şirketin sermayesi ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar nedeni ile karşılıksız kalması halinde yönetim kurulunun sorumluluğu şirket genel kurulunu toplantıya çağırmaktır.

Yapılacak olan genel kurul toplantısında yönetim kurulu kendi hazırladığı ve uygun gördüğü iyileştirici önlemleri genel kurula sunar. Bu iyileştirici önlemler yapılacak genel kurul toplantısında görüşülür ve genel kurul bu önlemlerin uygulanması veya uygulanmaması hakkında bir karar oluşturur. Genel kurulun uygulanmasına karar verdiği önlemler yönetim kurulu tarafından vakit kaybetmeksizin uygulamaya geçirilir. Buradaki amaç bu önlemler sayesinde şirketin sermaye ve kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar nedeni ile karşılıksız kalması durumundan çıkartılmasıdır.

2. Eğer şirketin son yıllık bilançosuna göre, şirketin sermayesi ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar nedeni ile karşılıksız kaldığı anlaşılırsa derhal toplantıya çağrılmış olan genel kurul, sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına (sermaye artışı) karar vermediği takdirde şirket kendiliğinden sona ermiş sayılır. Bu durumda şirket, tasfiye işlemlerini yapacaktır. Başka bir ifadeyle Türk Ticaret Kanununun 529 ve devamı maddelerine göre şirketin tasfiyesi işlemlerine başlayacaktır. Buna göre, yapılacak bir genel kurul toplantısı ile şirket tasfiye haline sokulacak ve şirkete en az bir tasfiye memuru atanacaktır. Şirketin tasfiyeye girdiği hususu ile şirketten alacaklı olanların davetine dair üç ilan birer hafta ara ile Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilecektir. Üçüncü ilanın yayımlandığı tarihten en az bir yıl geçtikten sonra ve şirketin üçüncü şahıslara hiçbir bir borcu kalmamış olması şartıyla, yapılacak bir genel kurul kararı ile şirketin feshine karar verilecektir. Bu kararın ticaret sicilinde tescil edilmesi ile birlikte şirketin hükmi şahsiyeti sona erer.

Sonuç olarak, şirketin son yıllık bilançosuna göre şirketin sermayesi ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının veya üçte ikisinin zarar nedeni ile karşılıksız kalması durumunda yönetim kurulunun şirket genel kurulunu hemen toplantıya çağırması gerekmektedir. Bu gereklilik Türk Ticaret Kanununun 376/1 ve 376/2 maddeleri ile şirket yönetim kuruluna verilmiş bir görevdir. Türk Ticaret Kanununun 553. maddesine göre yönetim kurulu üyeleri ve yöneticiler kanundan ve şirket esas sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihmal ettikleri takdirde hem şirkete, hem şirket pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. Şirketin son yıllık bilançosuna göre şirketin sermayesi ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının veya üçte ikisinin zarar nedeni ile karşılıksız kalmasına rağmen şirket genel kurulunu hemen toplantıya çağırmayan yönetim kurulu veya yöneticiler, bu kusurlarıyla şirkete, şirket pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu olabileceklerdir.

3. Bu iki durumun yanında bir üçüncü durum daha vardır ki, şirketin kendi iflası talep etmesi söz konusu olmaktadır. Bu durum şöyle tarif edilebilir:

Şirketin borca batık durumda olduğu yani şirket öz varlığının şirketin borçlarını karşılamaya yeterli olmayacağı şüphesini uyandıran, bunu gösteren işaretler mevcutsa yine şirket yönetim kurulu hemen bir ara bilanço çıkartır. Bu ara bilanço aktiflerinin hem de işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden çıkartılır. Çıkartılacak bu ara bilançoya göre şirketin aktiflerinin şirketten alacaklı olanlarının alacaklarını yani şirket borçlarını karşılamaya yetmediği anlaşılıyorsa yönetim kurulu bu durumu şirketin merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine bildirerek şirketin iflasını ister. Kanun maddesine göre bu istemde bulunmak yönetim kuruluna verilmiş bir görevdir. Şirket yönetim kurulu, kanunun kendisine verdiği bu yükümlülüğe uygun olarak hareket ederek söz konusu iflas başvurusunu mahkemeye yapmak mecburiyetindedir.

Ancak mahkemece iflas kararı verilmesinden önce şirketin açığını karşılayacak ve borca batık olma durumunu ortadan kaldıracak tutardaki şirket borçlarının alacaklıları, alacaklarının sırasını diğer tüm alacaklıların sonraki sıraya konulmasını yazılı olarak kabul eder ve bu kabul beyanının geçerliliği ve yerindeliği mahkemece atanacak bilirkişilerce kabul edilirse iflas kararı verilmez.

Türk Ticaret Kanununun 376/3 maddesi ile düzenlenen şirketin borca batık durumda olması halinde iflas istemi ile mahkemeye başvurma görev ve yetkisi bizzat şirket yönetim kuruluna aittir. TTK’ nın 375. maddesinin (g) bendinde borca batıklık durumunda mahkemeye bildirimde bulunulması yönetim kurulunun devredilemez görev ve yetkileri içinde sayılmış ve belirtilmiştir. Buna göre, şirketten alacaklı olan bir kişinin veya şirket denetçisinin veya bir şirketin bir hissedarının TTK’ nın 376. maddesi kapsamında bir başvuruda bulunma imkânı yoktur.

Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretlere rağmen yönetim kurulunun ara bilanço çıkartamaması ve çıkartılan bu ara bilançoda aktiflerin şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmediğinin anlaşılmasına rağmen mahkemeye iflas başvurusu yapmaması halinde; Türk Ticaret Kanununun 553. maddesine göre yönetim kurulu üyeleri ve yöneticilerin kanundan ve şirket esas sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihmal ettikleri ileri sürülebilecektir. Bu durumda da yönetim kurulu ve yöneticiler hem şirkete, hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu olabileceklerdir.

Yönetim kurulunun bu madde kapsamında mahkemeye şirketin iflası istemi ile başvurması durumunda, şirketin bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren mal beyanını da iflas istemine eklemek zorundadır.

Mahkeme iflas istemini yurt genelinde dağıtımı yapılan ve günlük tirajı 50.000 üzerinde olan bir gazetede, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki yerel bir gazetede ve ayrıca Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan eder. Şirket alacaklıları iflas talebinin ilanından itibaren on beş gün içinde davaya müdahale veya itiraz ederek bu iflas talebinin icra takiplerini ertelemek veya borçlarını ödemeyi geciktirmek için yapıldığını ileri sürerek mahkemeden talebin reddini isteyebilirler. Şirketin iflas talebi üzerine mahkeme şirketin defter ve kayıtları üzerinde bir bilirkişi incelemesi yaptıracaktır. Bu bilirkişi incelemesi sonucunda verilecek raporda tıpkı yönetim kurulunun ileri sürdüğü gibi şirketin borca batık olduğu yani öz varlığının şirket borçlarını karşılayamadığı tespit edilirse mahkeme şirketin iflasına karar verir.

Mahkemenin bu şekilde iflas kararı vermesi halinde artık İcra İflas Kanunu kapsamında tasfiye işlemleri başlar. Örneğin iflas kararının verildiği gün ve saat itibarıyla iflas müdürlüğüne kaydı yapılır ve iflas dosyası açılır. İflas açıldığı zaman müflisin haczi kabil tüm malları hangi yerde bulunursa bulunsun bir masa teşkil eder ve alacaklıların ödenmesine tahsis olunur. İflasın kapatılmasına kadar müflisin uhdesine geçen mallar bu masaya girer. Müflise gelen her türlü mektup ve tebligat iflas idaresi tarafından açılır. Şirketin iflas ettiği gazete ilanı ile duyurulur. Şirketten alacaklı olanlar yasal süreleri içinde iflas dosyasına kayıt yaparlar. Şirket yönetim kurulunun ve diğer yetkililerin şirketi temsil ve ilzam etme hak ve yetkileri sona erer. İflasın açılmasından sonra müflis hiçbir ödeme kabul edemez. İflasın açılması ile birlikte borçlu aleyhine haciz yoluyla yapılmış bütün takipler durur. İflasa ait mahkeme kararının kesinleşmesi ile bu takipler düşer. İflasın tasfiyesi süresince müflise karşı haciz yoluyla icra takibi yapılamaz. İflasın açılması kendisine bildirilir bildirilmez iflas dairesi müflisin mallarının defterini tutmaya başlar ve muhafazası için gerekli önlemleri alır. Bu defter tutulurken müflis mallarını iflas dairesine göstermeye ve emrine hazır bulundurmaya mecburdur. Yapılacak olan birinci ve ikinci alacaklılar toplantıları ile müflisin mal varlığı satılarak paraya çevrilir ve satılan malların bedelleri kesinleşen sıra cetveline göre alacaklılara paylaştırılır. Bu paralar dağıtıldıktan sonra iflas idaresi, iflas kararını veren mahkemeye son bir rapor verir. Mahkeme iflasın bittiğini anladıktan sonra kapanma kararı verir. İflas idaresi bu kapanmayı ilan eder. İflas kapandıktan sonra tasfiyeden hariç bir mal kaldığı öğrenilirse bu malın bedeli eksik alan alacaklılara sıralarına göre dağıtır. İflasın kapatılması ile birlikte şirketin hükmi şahsiyeti son bulur.

Son olarak belirtmek gerekir ki, yönetim kurulu veya şirketten alacağı olan herhangi bir alacaklı mahkemeye başvurarak, nesnel ve gerçek kaynaklar ile önlemleri gösteren bir iyileştirme projesini de eklemek suretiyle şirketin iflasının ertelenmesini isteyebilir. Türk Ticaret Kanununun 377. maddesi ile düzenlenmiş olan ve uygulamada iflas ertelemesi olarak anılan bu durum, iflas kararı ile karşı karşıya kalmak yerine şirkete bir yıl ve sonra yine mahkemece uzatılacak birer yıllık süreler için (azami 4 yıl) iflas kararının ertelenmesi ve bu süreçte, mahkemeye sunulan iyileştirme projesi kapsamında şirketin ekonomik olarak ayağa kalkması imkânını verir.

Av. Niso HAKİM, 2014

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir